Ziver Armağan Açıl ile Oyunculuk Mesleği Üzerine Bir Söyleşi

‘Beni Affet’ dizindeki ‘Komiser Savaş’ rolüyle tanıdığımız başarılı oyuncu Ziver Armağan Açıl ile bugün keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Daha çok oyunculuk mesleğine değindiğimiz sohbetin detaylarını sizlerle paylaşmadan önce gelin kendisini kısaca tanıyalım. 🙂

Ziver Armağan Açıl

– 1976 Fatsa doğumlu olan Açıl, lisans eğitimine Bilkent Üniversitesi / İktisat bölümünde başlamış ancak öğrenimi sırasında tanıştığı tiyatro ile farklı bir yönünü keşfederek kariyerini bu alanda şekillendirmeye karar vermiştir. Bu kararı sonucu ikinci kez lisans eğitimi almak için harekete geçen Ziver Armağan Açıl; Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi / Tiyatro bölümünü kazanarak oyunculuk eğitimine ilk adımını atmıştır. Daha sonra aynı üniversitede yönetmenlik alanında yüksek lisans eğitimi alan oyuncu, zaman içinde sanatçı kimliğini beslemeye devam etmiştir.

 

-Yönettiği ve rol aldığı pek çok tiyatro oyununun yanı sıra sinemada da var olan Açıl’ın devlet tiyatrolarında sahnelenmiş bazı oyunlarda koreograf olarak görev almış olduğunu ve bir süredir Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde eğitmenlik yapmakta olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. 🙂

— Öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için size teşekkür etmek isteriz.  

— Ziver Armağan Açıl—Ne demek, benim için büyük zevk. 

OYUNCULUK ÇOCUK KALMAK DEMEKTİR

— İlk sorum oyunculuğa bakış açınızla ilgili olacak. Ziver Armağan Açıl, oyunculuğu nasıl tanımlar? Size göre bir insan neden kendi ruhundan sıyrılıp – bunu başarabilenlerden bahsediyorum –  farklı ruhlara hayat vermek ister? 

— Ziver Armağan Açıl—Aslında oynadığımız her rol, bizden çıkan bir şey. Elbette ki bire bir aynı değiliz. Bir katili oynarken içimde o karaktere dair bir şeyler beslemeyebilirim. Kimseyi öldürmedim sonuçta. Ama bir rol gelebilir ve ben katili oynayabilirim. Oyunculuk temel olarak – narsisizme dönüşmemesi kaydıyla- beğenilme arzusudur aslında. Sahnelenen bir oyun sonrasında finalde alkış almak ya da oyun boyunca seyircinin beğenisini gözlerinden okumak için yaparız bu işi. Bunu farklı kimliklerle yapmaya çalışıyoruz. Bir yandan da şuna inanıyorum. Kaybetmek istemediğim ve hiçbir oyuncunun kaybetmemesi gerektiğini düşündüğüm bir şey var; çocuksu yanımız. Kelime şu ‘oyunculuk’. Peki, kimler oyun oynar? Çocuklar. Bu da demek oluyor ki sahnedeyken bir yerde içimizdeki çocuğu yansıtıyoruz. Büyüdükçe oyun oynamak yasaklanıyor çünkü. Bu çocuksu yanını ve oyun oynama becerisini kaybetmeyenler oyuncu olmaya devam edebiliyor. Bana öyle geliyor. 

—  O zaman oyunculuğun içinizdeki çocuğu yaşatma biçimi olduğunu söyleyebilir miyiz? 

— Ziver Armağan Açıl—Evet, ben öyle düşünüyorum. Ve bunu kaybetmek istemiyorum. Oyun oynamayı seviyorum.  

— Bu çok güzel bir şey. Umarım hiçbir zaman kaybetmezsiniz bu çocuksu yanınızı. Bir başka sorum, hâlâ içinde bulunduğumuz pandemi ile ilgili olacak. Belirli bir seyirci kitlesine ihtiyaç duyan tiyatro, Pandemi’den olumsuz etkilenen pek çok iş kolundan biri oldu. Bu süreci nasıl değerlendirirsiniz? 

— Ziver Armağan Açıl– Mart 2020 itibariyle maalesef tiyatro bitti. İzleyici kapasitesinin en aza indirilmesi şartıyla oyun sahnelenmesine dair izin çıktıktan sonra bazı planlamalar yapıldı tabii. Açık hava gösterimleri, festivaller gibi alanlara girdik ama hiçbiri gerçekleşmedi. Ertelendi ya da iptal oldu. Ağustos ayında sahnelenecek bir proje vardı, Eylül ayına ertelendi. Daha sonra Ekim ayına ertelendi. Ama olacak mı bilmiyoruz. Öngörüm; bu sene tiyatro yapmak zor. Belki maksimum üç kişilik oyunlar yapılabilir ama seyirci bulunursa. Seyirci bulmak konusunda bir sıkıntı var.   

— Oyunculuk mesleği geçtiğimiz yıllara kıyasla daha fazla revaçta. Çoğunlukla ‘görülme’ isteğinin sebep olduğu bu talebin günümüzde her 3 kişiden birinde var olduğunu söyleyebiliriz. Oyunculuğa yönelimin bu denli artmasını nasıl değerlendirirsiniz?  

— Ziver Armağan Açıl— Bu, popüler kültür ile ilgili bir durum. Televizyon dünyasına olan talep ve internet yayılımı arttı. Artık herkesin elinde bir televizyon var gibi. Çeşitli kanallarda yayın yapan insan sayısı geçtiğimiz yıllara kıyasla daha fazla. Oyuncu olma fikrinin sebebi ise; sanırım kısa yoldan para kazanma ve popüler olma isteğinden kaynaklı. Çok insani bir durum bu. Kişi bankacı olsa popüler olamaz sonuçta. Sokakta hiç kimse ‘Aa sen şu bankada çalışan adamsın!’ demez ama ‘ Şu dizide oynayan adamsın’ diyen birileri olur. Bu yüzden görülme isteğiyle oyunculuk mesleğine dair bir talep var.  

—  Sizce bu bir hastalık mı? 

— Ziver Armağan Açıl—Sanmıyorum.  

— Normal bir durum yani? 

— Ziver Armağan Açıl—Bilemiyorum, hastalıktır dersem ‘oyuncu olmak isteyenler hastadır’ gibi bir yargı öne sürmüş olurum. Bu arada herkes oyuncu olmak istiyor mu onu da bilmiyorum. Şöyle bir durum var. Kurslarda da eğitmenlik yaptığım için söylüyorum, eğitime gelen her öğrencinin amacı oyuncu olmak değil. Ünlü olmak amacıyla gelen bir kesim var. Son zamanlarda ‘”Ünlü olmak:Oyuncu olmaktır” şeklinde bir izlenim oluştu ama doğru değil. Sokakta çırılçıplak koşarak da ünlü olabilir insan, bir anda her yerde haberlere manşet olur. Zamanında adamın birinin söylediği gibi işte; dünyadaki herkes bir gün beş dakikalığına ünlü olacak. Özetle; kısa bir yol var ünlü olmak için ve bunu isteyen bazı insanlar ‘’Tutturabilir miyim acaba?’’ düşüncesiyle bir şeyler yapmaya çalışıyor.  

—Yolları açık olsun diyelim o halde. 🙂

— Ziver Armağan Açıl— Evet. 🙂

— Geri çevirdiğiniz bir rol teklifi oldu mu? 

— Ziver Armağan Açıl–  Bir düşüneyim. Hayır, hatırladığım kadarıyla geri çevirdiğim bir rol olmadı. Oynamaya başladıktan sonra keşke oynamasaydım dediğim bir rol ya da proje de olmadı. Çünkü iyi kötü hepsinin bende bir kazanımı var. Kötü bir tiyatro ekibiyle kötü bir oyunda kötü turneler yaptım, bunun bende başka karşılıkları var. Bu alanda yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. İyi ki de yapmışım hepsini.  

—  Sinema mı tiyatro mu? 

— Ziver Armağan Açıl– İkisi de. 

— O zaman şöyle sorayım. Hangisinden daha fazla haz alıyorsunuz?

— Ziver Armağan Açıl—Bunu ayıramıyorum işte. Bu soru ilk defa sorulmuyor aslında bana, bundan 20 yıl önce de sorulmuştu. Ve ben 20 yıldır bunu düşünüyorum. Bu zamana kadar neden hep sinemaya değil de tiyatroya ağırlık verdim? Çünkü sinema olanakları benim elimde değil. Sinema yapmak istiyorum deyip sinema yapamıyorum. Sinema filminde oynayabilmem için projenin bana gelmesi lazım. Ama tiyatro öyle değil. Tiyatro açtım, oyunlar yazdım, ekip kurdum. Bugün, tiyatro yapmak istiyorum dediğimde bunu yapabileceğim imkânlar var ama sinema yapmak istiyorum dediğimde yok. 

Maddi kaynak kaygısı gütmenize gerek kalmadan önünüze iki seçenek sunulduğunu düşünelim. Birincisi hayatınızın sonuna kadar sinemada var olmak. İkincisi ise; tiyatro. Hangisini seçerseniz seçin, açılması gereken her kapı sonuna kadar açık. Yapmanız gereken bu iki kapıdan yalnızca birini seçmek. Tercihiniz hangisi olurdu?  

— Ziver Armağan Açıl—Sanırım hayatım boyunca sinema yapabilirdim.  

— Sizce bir insan, oyunculuk yeteneği olup olmadığını nasıl anlar? 

— Ziver Armağan Açıl— Eğer o işi yaptığın zaman mutlu olabiliyorsan, yeteneğin vardır. Ben buna inanıyorum. Her yeteneğin insanda doğuştan var olduğuna inanıyorum. Ama çevre koşulları, yaşayış tarzı, sosyo-ekonomik durumlar, aile yapısı gibi etkenler ile birlikte zaman içinde bu yetenekler törpüleniyor. Söz konusu sanat dalını, o törpülenme halinden ne kadar sıyırabilirse insan, eğilimi o ölçüde artıyor.  

—Bir insan düşünelim. Oyuncu olmak adına her yolu denemiş, bu alandaki gelişimine katkı sağlayacak pek çok adım atmış. Ancak bu mesleği pratikte deneyimleme şansını bir türlü elde edemiyor. Sizce ‘kader’ diyerek bırakmalı mı yoksa hayatı boyunca peşinden mi koşmalı? Bu arada yetenekli olduğunu da dip not olarak ekleyelim. 

— Ziver Armağan Açıl— O zaman rol alabilir. 

—Alamadığını düşünelim.

— Ziver Armağan Açıl—Olmaz öyle. Alabilir. A tiyatrosundan rol alamadıysa B tiyatrosundan alır, orası da olmazsa C tiyatrosundan mutlaka alır. Bunun yolları var.  

—Rol alamıyor ise, o kişiye yeteneksiz mi demeliyiz yani? 

— Ziver Armağan Açıl—Bir şey olmalı. Neden alamadığını bulmak lazım. Çalışarak başarılabilir. O kişide bir şey eksiktir mutlaka. Örnek veriyorum. İstediği role uygun değildir. Her yönetmen kafasında bir karakter profili çizer, hayal kurar. Ve o hayale uygun oyuncuyu seçmeye çalışır. Bir kısmı da der ki; benim hayalimdeki karaktere göre şekillenmeni, adeta o olmanı istiyorum. Oyuncu da o karakterin biçimine uygun hale gelmeye çalışır. Bahsettiğimiz, rol alamayan kişi, bunları yapamıyor ya da uymuyor olabilir. Sinema & Tv projeleri için audition veriyor ve hiçbirinden olumlu yanıt alamıyorsa kamera onu sevmiyor olabilir. Dünyada çok iyi oyuncular vardır ama kamerada olmaz. Çünkü kameranın kendine has bir yapısı var ve ona fotojeniklik deniliyor. ‘’Kamera sevmedi’’ tabiri vardır hatta. Veya biri var ve oyuncu değil, hatta kötü oynuyor ama kamera seviyor. Kısaca olmamasının bir nedeni vardır mutlaka.  

— Her insanda az da olsa ego vardır. Genelleme yaptığım için beni mazur görün ancak söz konusu oyunculuk mesleğine mensup insanlar olduğunda bu egonun derecesi biraz artabiliyor. Sizde ya da iş arkadaşlarınızda var olan ego, kariyer hayatınızda önünüze bir engel olarak çıktı mı? 

— Ziver Armağan Açıl— Egoların çatıştığı ortamlara çokça girdim. ‘‘Hayır,ben!’’ diyen çok insanın içinde bulundum. Ama ben bu işe ve hayata şöyle bakıyorum. ‘‘Tamam, oldum.’’ dediğim de beni gömün, şeklinde bir vasiyetim var. En iyi benim dediğim zaman bu mesleği bırakacağımı söylüyorum. Ama buna rağmen en iyi diye bir şey olmadığına inanıyorum. Hep gelişmekte olduğumuza inanıyorum. Bu yüzden hala çalışıyorum, enstrümanım olan bedenime iyi bakmaya çalışıyorum. Bunu bıraktığım an, biterim. Bir yerde doktorluğa da benzetiyorum bu durumu. Okuyup doktor olmuşsun, aradan 20 yıl geçmiş, okumaya,hayatı ve yeni buluşları takipte kalmaya devam etmezsen doktorluk mesleğin pek bir işe yaramaz. 20 yıl önce hâkim olduğun hastalığın tedavisi artık başka. Aynı şey oyunculuk için de geçerli. Çalıştım, okudum, şu kadar da iyi rol oynadım, tamamdır dememeliyiz. Karşımıza bambaşka bir rol geldiğinde sıfırdan başlıyoruz çünkü. Her oyun, her rol, yeniden başlamaktır. Ben işe böyle baktığım için çevremde ego çatışması olduğu zaman ya terk ediyorum orayı ya da bu çatışmalara rağmen orada mutlu olacaksam kalmayı ve katlanmayı tercih ediyorum. Tabii bu karşımdaki kişinin kim olduğuna bağlı. Eğer usta olarak gördüğüm biri ise, onun egosuyla yarışmam.  

—Geçmişte aldığınız roller arasında favoriniz hangisiydi? 

—Ziver Armağan Açıl— Bitirme tezim için ‘Meddah- Âlemin En Güzel Hikâyesi’ diye bir oyun yapmıştım. 7-8 sene oynadım ve yaklaşık 500’e yakın gösterim yaptım. Oyunda bir meddahın hikâyesi anlatılıyordu ve tek kişilikti. Favori diyebilir miyim bilmiyorum ama o oyun benim için çok özeldir. Çünkü bu süreçte çok gezdim, yurt içi ve yurt dışında çok turne yaptım. Deneyim olarak beni çok ileriye taşımış bir oyundur. Oyunun içinde yaklaşık 40 farklı karaktere büründüğüm için oyunculuk biçemiyle alakalı rahat hissetmeme sebep olmuş bir oyundur. 

ÇAĞAN IRMAK İLE ÇALIŞMAK İSTERDİM

—Seçeceğiniz bir yönetmenle çalışma fırsatı önünüze sunulmuş olsaydı tercihinizi hangi yönetmenden yana kullanırdınız? 

— Ziver Armağan Açıl— Çağan Irmak ile çalışmak isterdim. Ama tabii ki bu isim dışındaki yönetmenlerle de seve seve çalışmak isterim.

—Diyelim ki tek kişilik bir kısa film senaryosu yazma ve yarattığınız o karaktere aynı zamanda hayat verme imkânınız var. Gösterime girecek olan bu kısa filmin dünya çapında bir izleyici kitlesi olacağını biliyorsunuz. Nasıl bir karakter yaratırdınız?

— Ziver Armağan Açıl—Rolün derinliğinin fazla olmasına önem verirdim. Sürprizli ve seyirciyi şaşırtan bir yapısı olması lazım. Karakterin yaşadığı değişimi görerek şaşırmalı izleyici. Romantik & âşık bir adam düşünelim; finalde, seyirci bu karakterin aslında katil olduğunu öğreniyor. Bunu çok basit bir örnek olarak verdim.  Şaşırtıcı sonu olan bir senaryo ve buna uygun karakter yaratırdım. 

—Oyuncu olmak isteyenlere önerebileceğiniz 3 şey ne olurdu? 

—Ziver Armağan Açıl—Sabır, sabır, sabır. 🙂 Çok çalışacak. Bu çalışmayı detaylandırayım. Çok okuyacak, izleyecek, çok görecek ve her gördüğünü zihnine kaydedecek. Bu çalışma şeklini günlük hayatına dâhil etmesi lazım. Örnek veriyorum. Bir posta memurunu gördüğümde bakıyorum ona ve zihnimde hayat hikâyesini kurmaya çalışıyorum. Ailesi var mı? Evde kaç kişi yaşıyorlar? Pandemi sürecinde ne gibi zorluklar yaşadı? Bu ve benzeri sorular sorarak bir yaşam hikâyesi oluşturmaya çalışıyorum ona dair. Buna dair şöyle çalışmalar yaptım hatta. Fotoğraf makinemi yanıma alıp pek çok yere gittim. Fotoğraflar çektim. O zaman her fotoğrafın üzerine hikâye yazıyordum. Yazdığım hikâyenin kahramanı o fotoğraf oluyordu mesela. Ya da vapurda tek başına oturan bir adamı gördüğümde onun hikâyesini canlandırmaya çalışıyorum kafamda, neden tek başına, nereye gidiyor gibi sorular sorarak onu anlamaya yönelik zihin fırtınası yapıyorum. Bu ve benzeri çalışmaların beni çok geliştirdiğini düşünüyorum. Böyle olduğunda rahatlıyor hayat. Sadece ünlü olacağım, herkes beni tanıyacak, gelen geçen imza isteyip fotoğraf çektirecek düşünceleriyle oyuncu olunmaz. İşinde süreklilik yakalayabilmen için daima çalışman lazım.  

– Ruhunuzu nasıl beslersiniz? 

—Ziver Armağan Açıl – Mutlu olduğum işleri yaparak besliyorum. Mutlu olduğum ortamlarda bulunarak. Ya da mutlu değilsem o şeyi mutlu olabileceğim hale çevirerek… Mutluluk da demeyeyim aslında buna, huzur dersem daha doğru olur. Hayatım boyunca huzurlu olmaya çalıştım. Çok bunaldığım zamanlar oluyor, örneğin Pandemi sürecinde herkes gibi bende çok bunaldım. Böyle huzuru bozan etmenler olduğu zaman marangozluk ile uğraşmak beni çok mutlu eder. Masa, sandalye yapıyorum mesela… Hobilerim var. Müzik ile ilgiliyim, resim çizerim, yazı yazarım. İyi hissettiriyor.  

OYUNCU OLMASAYDIM BEYİN CERRAHI OLURDUM

—Farklı bir yaşamdaki Ziver, oyunculuk dışında hangi mesleğe yönelirdi? 

—Ziver Armağan Açıl—Beyin cerrahı olurdu. 

—Neden? 

—Ziver Armağan Açıl—Yaşam boyunca önünüze bazı yol ayrımları geliyor. Ben üniversite sınavına kadar beyin cerrahı olmak isteyen bir adamdım. Ve bunun için çalıştım. Sınava da bu düşünceyle girmiştim. Sınav sonrasında hem benim hem danışmanımın hem de YÖK’ün yaptığı hatalardan dolayı sayısalcı bir adam olarak Bilkent Üniversitesi’nde İktisat bölümünü kazandım. Sonra doktor olmak isteğim devam ettiği için tekrar sınava girmek üzere hazırlandım ancak bu süre zarfı içinde kazanmış olduğum Bilkent Üniversitesi’nde okumaya, İngilizce hazırlık eğitimi almaya başladım. Amacım ikinci defa üniversite sınavına girmek ve bu üniversite hazırlık sürecinde aynı zamanda İngilizcemi geliştirmekti. Oradaki eğitimim sırasında amatör olarak tiyatro ile tanıştım. Üniversitedeki tiyatro topluluğumuz sayesinde doktorluktan vazgeçerek Bilkent Üniversitesi/ İktisat bölümünde okumaya ikna oldum. Sadece tiyatro yapabilmek için İktisat bölümünü okuyup bitirdim. Farklı bir yaşamda olan Ziver için o hatalar ve yol ayrımları olmayacaktı. Dolayısıyla üniversitede tıbbı kazanıp doktor olmuş olacaktı. Daha farklı bir hayatta da muhtemelen tamirci, mobilyacı olurdum. 

—Aa, neden peki? 

—Ziver Armağan Açıl—Çünkü çok severim tamir işlerini. 

“ATATÜRK İLE RAKI İÇMEK İSTERDİM”

—Tarihten ölü ya da diri bir kişiyle akşam yemeği yiyebilseydiniz kimi seçerdiniz? 🙂

—Ziver Armağan Açıl— Benim yemekle pek aram yoktur, ölmemek için yiyorum yani.  🙂

—O zaman bir şeyler içeceksiniz diyelim, maksat bir araya gelmek ve sohbet etmek çünkü. 🙂

—Ziver Armağan Açıl—İlginç bir soru. Aklıma birçok isim geliyor, tek kişide karar vermek çok zor. Ama sanırım Atatürk ile rakı içerdim. 

— Peki. 🙂 Size aşkı sorsak? Nasıl tanımlarsınız? 

—Ziver Armağan Açıl – Kelebekler… 

— Kelebekler? 

—Ziver Armağan Açıl— Evet, renkli renkli uçuşan kelebekler… Çok güzeller ama ömürleri kısa. Aşkın çok uzun sürebileceğine inanmıyorum. Dönüşüm geçiriyor. Sevgiye, alışkanlığa ya da tutkuya dönüşüyor. Her şeye dönüşebilir ama ilk andaki aşk fikriyle aynı kalamıyor. O yüzden sürekli, bolca âşık olmak lazım. Mesela ben her seferinde İstanbul’a âşık oluyorum. Bundan vazgeçmiyorum. Bazen canım sıkkın olduğunda ilk yaptığım şey sahile inmek oluyor ya da vapura binmek. Martı ve dalga sesleri çok iyi geliyor. Denizin bize görünen o saf hali, çok güzel. O yüzden tazelenmek için mutlaka denizle bir araya geliyorum. Huzur arayışı böyle bir şey işte.  Aşktan da kaçamaz insan, yolda yürürken çat diye karşınıza çıkar. Bazen rastlarsınız, koskoca duvardan yeşil bir yaprak çıkmıştır, hiç ait olmadığı bir yerde var olan bir yaprak. Gel de âşık olma şimdi buna! Yaşadığım evin üçüncü katında çatlak bir duvarın arasından çıkıp büyüyen, kökünün tam olarak nerede olduğunu bilmediğimiz bir dut ağacı var. 3 kat yukarıdaki bir duvardan çıkıp büyüyen ağaçtan bahçeme dutlar düştü, inanabiliyor musunuz? Ve bu ağaç büyümeye devam ediyor. Burada var olmak için çabalayan bir canlı var diyorum kendi kendime. Ne kadar dirençli bir ağaç! Bu ağaca nasıl âşık olmazsınız? 

—Öyle gerçekten… Bakmasını ve hissetmesini bilenler icin aşk için her yerde diyebiliriz.

Ziver Armağan Açıl– Aynen öyle…

Benim sormak istediklerim bu kadardı. Keyifli sohbetiniz ve zaman ayırdığınız için tekrar teşekkür ederim. Şimdi son birşey kaldı. 🙂 Söyleşimizi noktalarken sizden, bana ve okuyuculara bir soru sormanızı istiyorum. 🙂

—Ziver Armağan Açıl— Asla vazgeçemem dediğin bir özelliğin var mı?

-Aslında çekilmez bir insanımdır. Ama buna rağmen sevdiğim bir özelliğim var. 🙂 Aşırı hayalperest olmak. Beni manen güçlü kılan bu özelliğim kişiliğimle bütünleştiği için muhtemelen isteseydim de vazgeçemezdim.

______

Ziver Armağan Açıl’ın sormuş olduğu sorunun sizlerdeki cevabını da merakla bekliyoruz. Bizimle paylaşmak isterseniz yorumlarda buluşalım. Sevgiyle kalın. 🙂

Seval Dağlı

Felsefe mezunu. Araştırmacı. Çok gezer. Çok sever.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: