TRT Spor Spikeri ve Diksiyon Eğitmeni Erdoğan Arıkan ile Söyleşi

Ekranların eskimeyen yüzü, yıllardır medya sektöründe kalmayı başarabilmiş TRT spor spikeri Erdoğan Arıkan, icra ettiği meslekten Türkçe’nin önemine kadar deneyimlediği değerli bilgileri bizlerle paylaştı.

Erdoğan Arıkan yalnızca televizyondaki başarısıyla değil verdiği konferanslarla, yaptığı söyleşilerle de gençlere rol model oluyor, onlara ışık tutuyor. Mesleğindeki başarısının yanı sıra duruşu,espirili ve alçak gönüllü yapısıyla da Erdoğan Arıkan ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşi huzurlarınızda…

”Uzun Yıllar Ekranda Kalabilmenin Sırrı, İşinizi Sevmek ve Dünyayı Anlamak İle Mümkün”

EBRU ŞİMŞEK: 19 yıldır mesleğini başarıyla icra eden bir spor spikeri olarak bu mesleğin zorlukları hakkında neler söylersiniz?

ERDOĞAN ARIKAN: Spor spikerliğinin de her işte olduğu kadar zorlukları var tabi. Spor spikerliği de öyle. Ama spor spikerliğinin en büyük zorluğu nedir derseniz, hem spor alanında çok iyi bilgiye sahip olmak zorundasınız hem de çok iyi tepki verip çok iyi aktarmak zorundasınız. Yani aynı anda hem anlattığınız şeyin içeriğine yönelik bir şeyleri çok iyi bilmek hem de bunu çok düzgün cümlelerle anında ifade edebilmek zorundasınız.

En büyük zorluğu burada. Ama her meslekte olduğu gibi spor spikerliğinde de çalışarak bunu geliştirmeniz çok mümkün.
Bu yüzden de çalışmak çok önemli. Ne kadar yetenekli olursanız olun yeteri kadar çalışmadığınız sürece o yeteneğinizi yansıtmanız kolay değil. Bunu yansıtmak için de çalışmak, olmazsa olmazdır bana göre.

ŞİMŞEK: Uzun yıllar ekranda kalabilmenin bir sırrı var mı? Üstelik ekrandaki yüzlerin bu kadar hızlı değiştiği bir dönemde?

ARIKAN: Uzun yıllar ekranda kalabilmenin sırrı bence öncelikle işinizi sevmekle mümkün. Birincisi bu, ikincisi de dünyayı anlamakla mümkün diye düşünüyorum. Çünkü dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle de son 20-30 senede dünya olağanüstü bir şekilde değişti. Yani belki de 100 senede gördüğümüz değişimi 20 sene içinde gördük. Bilgisayarların, dolayısıyla internetin gelmesiyle bir anda dünya değişti. Asıl değişen ise insan oldu. Değişen dünya, teknoloji insanı etkiledi. Teknolojinin etkilediği insanlar da değişti.

Ben mesleğimi yaparken hep bunu anlamaya çalıştım. Teknolojiye ayak uydurmaya çalıştım, teknolojik olarak kendimi yenilemeye çalıştım. Bunun dışında da teknolojinin bizi izleyenleri nasıl etkilediğini anlamaya çalıştım. Yani teknolojinin sosyolojik etkilerini anlayıp ona göre sunumlarımı, duruşumu, tavrımı belirlemeye çalıştım. Ama bana yol gösteren tek bir kelime oldu hayatımda. ‘’Saygı’’ kelimesi.

Saygıyı asla unutmadım ve eğer ”Ben saygılı olacağım, yaşı, mevkii, durumu ne olursa olsun karşımdaki insana mutlaka saygılı davranmalıyım” diye düşünürseniz o zaman hayattaki duruşunuz ve karşı tarafa verdiğiniz imaj da farklı olur. ‘’Saygı’’ kelimesi bence beni ekranlarda tutan ve işimi uzun süre yapmamı sağlayan en önemli kelimelerden biri oldu.

”İyi Bir Spor Spikeri Olabilmeniz İçin Güzel Diksiyondan Önce Spor Bilginizin Olması Gerekir”

ŞİMŞEK: Bize ekran karşısına çıktığınız sizin için unutulmaz bir gününüzü anlatır mısınız?

ARIKAN: Benim ekrana ilk çıkışım 1993 yılında spor spikerliğine başladıktan sonra bizim dönemimizi de artık ekrana çıkarmaya karar verdikleri gün oldu. Çünkü ben çıktığım gün, maalesef kötü bir günde çıktım. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın öldüğü gün ekrana çıkmak zorunda kaldım. Benim için çok zor bir gündü. Tabi ki büyük bir heyecandı ama öyle bir günde ekrana çıkmak, daha da büyük bir heyecanı beraberinde getirdi. Bu anlamda da benim için unutulmaz günlerden biridir. Ama çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. Bu tarif edilemez bir heyecan. Günlerce çalıştık. Günlerce hazırlandık ekrana çıkmaya ama iş ciddiye binince ve o anı yaşamaya başlayınca farklı oluyor. Ama bütün mesele o heyecanı yaşamak ve yönetebilmek. Zaman size bunu da öğretiyor.

ŞİMŞEK: Canlı bir şekilde maç performanslarını anlatabilmek zor olsa gerek bunun için iyi bir futbol bilgisi düzgün bir Türkçe kadar önemli mi?

ARIKAN: Maçları, spor yarışmalarını anlatabilmek için diksiyonunuzdan önce spor bilginiz ve anlattığınız sporla ilgili yaptığınız araştırmalar ve hazırlıklar çok daha önemlidir. Öncelikli olarak onları çok iyi bilmelisiniz. Kuralları çok iyi bilmelisiniz. Anlattığınız sporun kurallarını iyi bilirseniz ve bu sporu yapan sporcuları tanırsanız, onlarla ilgili iyi hazırlıklar yaparsanız çok zorlanmazsınız. Tabi ki zaten spor spikeri olabilmek için diksiyonunuzun ve Türkçenizin iyi olması gerekir. Bunun yanında da özellikle futbol anlatıyorsanız çok fazla ilgili olmanız ve gündemi takip etmeniz gerekiyor.

Takip ettiğiniz ve tabi ki en önemlisi iyi hazırlandığınız sürece maçı anlatmak ya da herhangi bir spor karşılaşmasını anlatmak o kadar zor değil. Dışardan zor görünebilir ama sürekli bu işin içinde olunca ve futbolu, sporu yaşayarak hayatınızı devam ettirirseniz her şeye hazırlıklı olursunuz. Gördüğünüz birçok sporcuyu daha kâğıda bakma ihtiyacı hissetmeden tanırsınız. Dolayısıyla da zorlanmazsınız. Bir spor spikerinin diksiyondan önce bilgisi ve anlattığı yarışmayı çok iyi kavraması, çok iyi hazırlanmış olması önemlidir.

”Temel Mesele, Çocuklarımızı Yetiştirirken Düzgün Konuşan İnsanlar Olarak Yetiştirebilmekte

ŞİMŞEK: Düzgün Türkçe demişken herkes İstanbul Türkçesi kullanmıyor ki gün geçtikçe maalesef dilimiz yozlaşiyor. Türkçeyi tam anlamıyla düzeltmek çok mu emek ister? Bu işi yapacaklar için?

ARIKAN: Türkçeyi düzeltmek bence spikerlerin işi değil. Ama spikerler tabi ki örnek olmak açısından önemli. Bence temel mesele şu; biz çocuklarımızı yetiştirirken Türkçeyi iyi öğretebilmeliyiz. Ve işe ilkokullardan başlamalıyız. Çocuklarımızın daha iyi diksiyonlarının olabilmesi için önce ailelerinin de iyi diksiyonlarının olması lazım. Çünkü eğitim iki yerde oluyor. Biri ailede diğeri okullarda.

Daha sonrası televizyonlara, gazetelere çok büyük bir misyon yükleniyor. Eğitim yönü olmalı diye. Halbuki televizyonların ve gazetelerin görevi halkı bilgilendirmek. Eğitmek değil. Eğitimi biz asıl okulda alıyoruz. Ailemizde alıyoruz. İşte onun için diksiyonumuzu düzeltebilmek, Türkçeyi daha iyi hale getirebilmek için okullara girmesi lazım diksiyonun ve diksiyon dersinin. Bizim maalesef okullarımızda bu anlamda derslerimiz çok zayıf.
Çocuklarımız maalesef çok iyi yetişemiyorlar bu konuda.

Onlara ilköğretimden itibaren Türkçe dersinin yanında bir de diksiyon dersi verebilirsek ve bu diksiyon dersini öncelikli olarak öğretmenlerimiz de alırsa çocuklara hitap ederken, topluluk önünde konuşurken mümkün olduğu kadar doğru konuşan ve Türkçeyi gerçekten iyi anlamış öğretmenlerimiz olursa ben sorunun çözüleceğinin düşünüyorum. Yoksa spikerler televizyonda düzgün konuşarak toplumu çok fazla etkileyemezler. Temel mesele, çocuklarımızı yetiştirirken düzgün konuşan insanlar olarak yetiştirebilmekte.

”İyi Bir Altyapıya Sahip Olmanız Çok Önemli”

ŞİMŞEK: Canlı maç anlatımlarını hep bir erkek sesinden dinliyoruz. Sizce kadınları bu alanda neden daha az görüyoruz?

ARIKAN: Kadınlar da tabi ki maçları anlatabilirler. Genel olarak sahalarda futbolda ya da diğer branşlarda erkekleri görüyoruz. Bunun temel nedeni de şu bence; erkekler çocukluktan itibaren yetişirken sporla iç içe yetişiyorlar. Ve spora çok meraklı olan erkekler de doğal olarak kendilerini spora verdikleri, spor spikeri olmak istedikleri veya spor spikerliğini meslek olarak seçtikleri zaman ”bilgili” olarak bu işi yapmaya başlıyorlar.

Kadınların yetişme şekli, büyürken spora olan ilgileri çok yoğun değil. Ama büyüdükten sonra şöyle bir şey oluyor kadınlar , ‘’Güzel bir meslekmiş ben de bunu yapabilirim’’ diye düşünüyorlar. Fakat altyapı çok önemli.

Herhangi bir spor karşılaşmasını anlatmaya başladığınızda iyi bir altyapıya sahip olmanız hayatidir. Altyapının oluşması da en az 8-10 yıllık bir emek gerektiriyor. Yani 20 yaşında ben futbolu artık anlamaya çalışacağım dediğiniz zaman en az bir 4-5 sene, ideal olarak da 8-10 sene ilgilenmeniz, içinde olmanız ve anlamanız gerekiyor. Ancak onu anladıktan sonra aktarabilmek mümkün oluyor. Biraz bu durumu doğal olarak küçüklükten itibaren kız çocuklarının spordan uzak yetişmelerine bağlıyorum. Yoksa anlatabilirler tabi ki. Anlatılmayacak bir şey değil. Kurallarını bildikten, altyapı iyi olduktan sonra neden anlatılmasın? Bence çok da iyi anlatabilirler.

”Hayata Olan Bakış Açınızı ve Günlük Hayatın Takibini Daha Da Derinleştirin”

ŞİMŞEK: Son olarak sektöre atılmak zor mu? Bu mesleği isteyenlere önerileriniz nelerdir?

ARIKAN: Tabi yer edinmesi giderek zorlaşan bir sektör. Yani iş imkanlarının biraz daha azaldığı, televizyonların daha düşük maliyetlerle işleri yapmaya çalıştığı bir döneme geldik. Çünkü televizyonculuk gerçekten çok pahalı ve ekonomik olarak çok harcama gerektiren bir meslek. Böyle olunca da televizyonlar mümkün olduğu kadar harcamalarını kısmaya başlıyorlar. Daha az insanla daha çok yayın yapma yoluna gidiyorlar. Bu yüzden de mesleğe baktığımız zaman iş imkanının aslında çok fazla olmadığını görüyoruz yani Türkiye’de şimdi sağdan sayalım 2000 soldan sayalım 4000 spiker ya vardır ya yoktur.

85 milyonluk bir ülkede bu 4000 kişiden biri olmanız gerekiyor. Onun için de eğer spiker olacaksak ve bunu hedefliyorsak gerçekten büyük düşünüp hem diksiyonumuzu hem de bilgimizi ona göre geliştirmeliyiz. Ama sonuçta birileri bu işi yapacak. Bu sektörün de yetişmiş, bu işi yapabilecek insanlara her zaman ihtiyacı var. Benim önerim; eğer gerçekten kendinizde bu yeteneği görüyorsanız, psikolojik olarak ve fiziksel olarak kendinizi bu işe hazır hissediyorsanız o zaman üzerine gidin. Kendinize yatırım yapın. Yabancı dilinizi geliştirin. Diksiyonunuzu mutlaka geliştirin. Ve hayata bakış açınızı günlük hayatın takibini daha da derinleştirin.

İyi bir sunucu, iyi bir spiker olayları iyi takip eden, kendini yetiştiren (kitap okuyun demiyorum onu zaten hepimizin yapması gerekiyor) biri olmalıdır. Ama bunları, okuduklarımızı hayatımıza yansıtabilmek için de çaba göstermemiz gerekiyor. Bakış açımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor. Yetenekli olduğumuzu düşünüyorsak ve bu işi gerçekten yapabileceğimize inanıyorsak mutlaka üzerine gitmeliyiz ve kendimize şans vermeliyiz.

Neler yapabilecekleri konusunda da ben özel televizyonları çok bilmiyorum ama TRT için öneri verebilirim. TRT’nin sınavlarına girebilirler. Zaman zaman bu sınavlar açılıyor ve o sınavlarda kendilerini gösterme şansını yakalayabilirler diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: