Uykusuz ve Ot Dergilerinin Karikatüristlerinden ‘Ömer Göksel’ ile ‘Mizah’ Üzerine Bir Söyleşi

Uykusuz ve Ot dergilerinin karikatüristlerinden ‘Ömer Göksel’ ile ruhunuzdan bir parça bulabileceğinizi düşündüğümüz keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Karikatür dünyasının başarılı sanatçılarından Göksel’in yaratıcı zihnine misafir olduğumuz bu söyleşinin gününe renk katması dileğiyle… Keyifli okumalar. 😊

“Nasıl ve neden başladım sorusunun cevabı yolda sürekli değişti.”

— Karikatür dünyasına attığınız ilk adımdan ve sizi bu dünyaya iten kaynaklardan bahsedebilir misiniz?

  • Eskişehir’den İstanbul’a üniversite sebebiyle fakat karikatür çizmek için geldim. Sanırım büyük bir çoğunluk çevresindekilere kolaylıkla “Evet! Ben bundan sonra karikatür çizeceğim, bu sebeple de İstanbul’a gidiyorum” diyemiyordur. Ben öyle yaptım. Geldim ama bir süre dergilere gidemedim. İnsan kafasındaki “gitsem yaparım, hemen başlarım” düşüncesinin yok olmasını istemiyor. Bir şeyin olmamasındansa olma ihtimalinin devam etmesi daha tatmin edici bir şey. Belki de bu yüzden platonik aşklar daha sürükleyicidir.
  • İstanbul’daki ikinci yılımda Uykusuz Dergisi kuruldu ve amatörlerin işlerine bakıldığı, tavsiyeler verildiği, bazılarının işlerinin yayınlandığı ile ilgili ilanlar vermeye başladı. Böylece bir cesaret ben de Uykusuz dergisine gittim ve kimse “Sen çizemezsin daha da gelme!” demediği gibi “ Sen neredeydin bugüne kadar, gel başla!” da demedi. Ve zorlu, uzun bir süreç başladı.
  • Yıllarca okuduğumuz, hayran olduğumuz çizerler her Çarşamba bizim işlerimize bakıyor, biz de dikkatle gerçekte nasıllar diye onlara bakıyorduk. Onlar bize amatör gününde eksiklerimizi söylüyor, beğendikleri işlerimizi amatör köşesinde yayınlıyor, biz de bir sonraki haftaya hazırlanıyorduk. Bu amatörlük oldukça uzun sürdü. Biz de amatör günlerinden tanıştığımız arkadaşlarımızla 64 isimli aylık bir dergi çıkarttık fakat maceramız 4 sayı sürdü.

“Çocuk ruhlu insanlarla arkadaş olmak ve çizmek istedim.”

  • Birkaç aylık boşluktan sonra OT dergisinde Dipnot* isimli köşeyi düzenli olarak çizmeye başladım. Ama aklımda ilk iş götürmeye başladığım Uykusuz dergisi de duruyordu çünkü ustaların birçoğu orada ve öğrenecek çok şey vardı. Yine bir Uykusuz amatör gününde ‘Memo Tembelçizer’ birkaç arkadaşımla beni sabahlamalara davet etti. Bu sabahlamalarda pek çok çizerden bir şeyler öğrenme imkânımız oluyordu. Ama en önemlisi yıllarca hep tanışmak istediğimiz insanlarla birlikte çalışıyorduk. Zamanla işlerimiz daha sık yayınlandı ve düzenli hale geldi.
  • Bu süre içinde Uykusuz bünyesinden bir de Hortlak isimli aylık bir dergi çıktı. Hortlak dergisinde ise Tankut ve Çarşambalar Güzeldir isimli köşeleri çiziyordum fakat Hortlak da 16 sayı sonunda ömrünü tamamladı. Bunlarla beraber ben hala OT ve Uykusuz dergilerinde çizmeye devam ediyorum.
  • Böylece 13 yıl geçmiş oldu. “Nasıl ve neden başladım?” sorusunun cevabı yolda sürekli değişti. Ama hatırladığım kadarıyla okumayı yeni öğreniyordum ve elime mizah dergileri geçti. Koca koca insanlar çocuklar gibi oturup yenidünyalar yaratıyor ve oyunlar oynuyor diye düşünmüştüm. Yani hem büyüksün hem de ciddi olmak zorunda değilsin, beni en çok bu cezbetti. Ben o koca koca çocuk ruhlu insanlarla arkadaş olmak ve çizmek istedim, öyle de yapıyorum.

“Mizah, Ağlarken Gülmeye Başlamak Gibidir.”

— Size göre mizah nedir?

  • Mizah benim için bir savunma sistemi. Başımıza gelen kötü şeyleri önemsizleştirmek ve gülüp geçebilmek için başvurduğumuz bir yöntem. Ağlarken gülmeye başlamak gibi… Zaten o anda kötü olan, sinirimizi bozan anlarımıza sonradan daha çok gülüyoruz. Diğer türlü hayat, kendimizden ve yaşamdan beklentilerimiz, hayal kırıklıklarımız, çevremizdekilerin bizden beklentileri derken yüz bilinmeyenli denkleme dönüşüyor.

— Neden mizah yapıyorsunuz?

  • Ben neden mizah yapıyorum? Yapmasam ne olur? Gerçekten emin değilim. Sadece karikatür çizdiğimde “acımadı ki” demişim gibi hissediyorum. Kendi kendime gördüğüm, kızdığım, kırıldığım, üzüldüğüm şeyleri çiziyorum. Bunları da paylaşıyorum çünkü aşağı yukarı hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz.

“Her canlının kendi çıkarları için yaşaması ve bunu belli etmemeye çalışmasını izlemek çok zevkli.”

— İşinizi yaparken size neler ilham kaynağı oluyor?

  • Çok uzun süre ciddi kalabilen biri değilim, öyle ortamlarda bulunmam gerektiğinde de her şeye “Dipnot*” gibi bakıyorum. Çünkü herkes rolünü kazasız belasız oynamaya çalışıyor. En az hasarla günü tamamlamaya çalışıyoruz. Bu çabamız için de minik yalanlara, ufak pozlara girmeden yapamıyoruz.
  • Her şeyin büyük ciddiyetle yapıldığı yerlerde çok boş işler yapılıyormuş da hiç kimse bunun farkına varmasın diye uğraşılıyormuş gibi hissediyorum. İşyerleri, toplantılar, “hımm ”, “demek öyle?”, “bir de şöyle baksak?” gibi cümlelerin olduğu ortamlarda işten çok “hadi bugünü de atlatalım“ var bence.
    Koştur koştur her gün ‘bir şeyler yapıyormuş gibi’ görünmek için uğraşıyoruz ve gerçekte bizim ne yaptığımız kimsenin umurunda değil.
  • Koştur koştur her gün bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek için uğraşıyoruz ve gerçekte kimsenin umurunda değil bizim ne yaptığımız. Ama o kadar önemliyiz ki herkes bizi izliyor ve durduğumuz an fırça yiyecekmişiz gibi davranıyoruz. Her yaptığımız işi başka bir şey gibi hatta önemli bir şey gibi gösterme hali komik geliyor bana.
  • İlişkileri incelemeyi de ayrıca seviyorum. İki insanın anlaşması falan çok zor işler, biz kendimizle bile barışık değiliz ki… Buna rağmen birileri ile sosyal ilişkiler kurmak zorundayız ve bunu yürütmek için de bin bir takla atıyoruz. Ben bu taklaları izlemeyi, konuşmayı ve çizmeyi seviyorum. Her canlının kendi çıkarları için yaşaması ve bunu belli etmemeye çalışmasını izlemek çok zevkli.

“Bir Hikâyeniz Varsa Çöp Adamlarla Bile Anlatabilirsiniz”

— Mesleki hayatınızda verimli olmak için ruhunuzu, zihninizi nasıl besliyorsunuz?

  • Çizim yaparken aslında ruhunuzu, zihninizi beslemiyorsunuz. Onlar zaten kusacak kadar beslenmiş oluyorlar. Onu dinlendirmeniz gerekiyor. Olaylara tekrar bakmak, gerçek sebeplerini düşünmek. Çizim işi bu şekilde iki parçadan oluşuyor. Ve zor kısmı hikayeyi bulmak, çizim bir şekilde oluyor. Eğer bir hikayeniz varsa çöp adamlarla bile anlatabilirsiniz.

“Doğal komik iyidir.”

— İnsanları güldürmek zor iştir. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

  • İnsanları güldürmek gibi bir gayem yok aslında. Yani yola ‘benim işim güldürmek’ diye çıkınca her şeye çok yabancılaşıyorsunuz. Ben bir durumun doğal komikliğinden yanayım.
    Tam olarak insanlar neye gülecekler veya gülüyorlar çok bilemiyorum. Daha çok “bakın! durum aslında tam olarak bu çirkinlikte” demek istediğim karikatürler çizmeye çalışıyorum. Ve bunlar gün içinde sürekli başımıza geliyor; birilerini aldatıyoruz, aldanıyoruz, kırılıyoruz sonra da yanlış anlamamak ve anlaşılmamak için uğraşıyoruz. Sinir bozucu şeyler sanırım gülme ihtiyacı da doğuruyor.

— Her zaman komik olmak mümkün mü?

  • Her zaman komik olmanın mümkün ve normal olduğunu sanmıyorum. Bu bana küçüklüğümü, bir şey yaptığımda büyüklerin gülmesini, onlar gülünce daha çok bir şeyler yapmamı, kahkahalar arttıkça iyice coşmamı hatırlatıyor ve hikâyenin sonu hep tatsız bitiyor. O yüzden doğal komik iyidir.

“Herkesin çizgisi el yazısı gibi kendisine özgüdür. İyi kötü her el yazısı da bir hikâye anlatabilir.”

— Bir karikatür sanatçısında bulunması gereken özelliklerden söz edebilir misiniz?

  • Buna karar verecek bir merci olarak görmüyorum kendimi. Böyle bir merci var mı, onu da bilmiyorum. Bana ustalarım her zaman kendimden hikâyeler, kareler, olaylar bulmamı öğütledi. Ne kadar kendinizi olduğu gibi kabul ederseniz ya da yanlışlarınızı, eksiklerinizi görme yolunda ilerlerseniz o kadar içten işler çıkartırsınız.
  • Bunun yanında iyi bir kare nasıl çizilir diye sorarsanız, bu çok çalışmaktan geçiyor. Gördüğünüz insanları, mekânları, aklınızda en belirleyici unsurları ile tutmaya, sonrasında bunları farklı açılardan çizmeye çalışmak. Aklınıza gelen hikâyeleri çizgilerle anlatmaya çalışmak oldukça faydalı. Bir objeyi çizmeye karar verip başında saatlerce oturabilir sonra daha iyisini yapmak için onu atabilirseniz kısa sürede güzel işler çıkartabilirsiniz. Ben herkesin çizebileceğini düşünüyorum. Herkesin çizgisi el yazısı gibi kendisine özgüdür. İyi kötü her el yazısı da bir hikâye anlatabilir.

“Mizahın istediği tek şey hoşgörüdür.”

— Türkiye’de mizahın hangi çizgide olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce bu alana yeterince önem veriliyor mu?

  • Mizaha önem vermekten kasıt koruyup sakınmaksa, bence mizah böyle bir şey değildir. Mizah zaten sıkıntıdan, zorluktan beslenir. Diğer türlü o kaygıları hissetmeden toplum bu zorlukları yaşıyor, bu konulara değinmeliyim diyerek iş üretildiğinde ise bir samimiyeti ve karşılığı olmayacaktır. Mizahı güçlü kılan sizden olması, sizin gibi düşünmesi, sizin gibi sinirlenmesi ve gülmesidir.
  • Mizah şu anda inanılmaz küresel bir durumda. Toplumsal iletişim araçları o kadar gelişti, yaygınlaştı ve kişiselleşti ki “ben de bir şeyler söylemek, yazmak, çizmek istiyorum” diyen herkes hitap etmek istediği insanlara kolayca ulaşabiliyor. Bu kalabalıkta okuyucunuzu ve üreticinizi bulmak vakit alıyor. Bunun yanında bizim dergiler için ürettiğimiz içerikler, internette bizden bağımsız dolaşıyor. Birçoğunuz karikatürleri internet üzerinden takip ediyorsunuz ama bu çizimlerin çoğunun kaynağı dergiler. Bu gidişle dergiler yakın zamanda ömürlerini tamamlayacaklar ve internetten takip edebileceğiniz içerik biraz azalacak.

— Samimi cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

  • Mizahın istediği tek şey hoşgörüdür. Eğer hoşgörü ortadan kalkarsa şüphesiz mizah üretilmeye yine devam edecektir fakat ona ulaşabilmeniz oldukça zorlaşacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: