Ayrıksı Kitap’ın Kurucularından Özkan Özdem ile Söyleşi!

Ayrıksı Kitap” yayınevinin kurucularından Özkan Özdem ile edebiyat sektörü, kitap dosyası kabul koşulları ve “Ayrıksı” üzerine konuştuk. Merak eden, araştıran, anlam bulmak isteyen bir yayıncı olan Özkan Özdem ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşi huzurlarınızda…

MD: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Özkan Özdem kimdir?

ÖZDEM: Ayrıksı Kitap’ın kurucularındanım. Yaklaşık yirmi yıldır yayıncılık sektöründeyim. Kitap satış personeli, çevirmen, editör ve yayın yönetmeni olarak çeşitli kitapevleri ve yayınevlerinde çalıştım. Editörlüğe Pegasus Yayınları’nda başladım ve 2010 yılından 2012 yılına kadar Genel Yayın Yönetmeni olarak görev aldım. Daha sonra Pena Yayınları’nın kuruluş sürecinde Genel Yayın Yönetmeni olarak altı yıl çalıştıktan sonra 2019 yılında kendi yayınevimi kurdum.

”Aykırıya, Ayrıntıya, Ayrıksıya, Azınlığa Tutkunuz

MD: Yayınevinizin oldukça sıra dışı bir ismi var. ‘’Ayrıksı’’ nedir ve neden Ayrıksı?

Ayrıksı Kitap Sokak Röportajları

ÖZDEM: Ayrıksı ismini aslında Edip Cansever’in “aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya, azınlığa tutkunuz” dizelerinden aldık. Ayrıksı Kitap’ın karakterini tam olarak ifade ediyor bu dizeler. Ayrıksı aslında bu dizelerdeki tüm kelimelerin karşılığı sayılabilir. Ayrıksı kelimesinin sözlük anlamı; “alışılagelmiş töre ve davranışlara aykırı olan, eksantrik.” Ve bugün aykırıya, ayrıntıya ve azınlığa tutkun olmak demek tam olarak ayrıksı olmak demek.

”Okumaya Değer Veren Bir Ayrıksı Okuru Aynı Zamanda Yaşamaya Da Değer Verir”

Bizi özellikle ayrıksı yapan ise kitlemiz çünkü genel yayıncılık eğiliminin tersine herkese hitap etmek yerine özellikle pozitif bir ayrımcılık yaparak çevresine, hayata, dünyaya, doğaya, diğer canlılara ve tabii ki en başta kendine daha bilinçli yaklaşan okurları kitlemiz olarak belirledik. Bu yüzden her kitabımızın ilk sayfasında ayrıksı bir not paylaşıyoruz. Örneğin ilk kitabımızın ayrıksı notu şöyleydi: Başkalarının ve başka canlıların düşünme ve yaşama özgürlüğüne değer vermeyen bu kitabı okumasın. Okumaya değer veren bir ayrıksı okuru aynı zamanda yaşamaya da değer verir.

”Bir Ayrımcılık Yapılacaksa İyi ve Kötü Niyet Arasında Yapılmalıdır”

MD: Logonuzdaki ‘’Kara Kedi’’ ve ‘’Kitap Sayfaları’’ neyi temsil ediyor?

ÖZDEM: Pusulamız Edip Cansever’in daha önce bahsettiğim şiiri ve bizi tanımlayan yani tutkunu olduğumuz iki şeyi logomuzda bulundurmak istedik. Birincisi kara kedi, diğeri de kitaplar. Kara kedinin bizim için özel bir anlamı var çünkü toplumumuzda şöyle bir inanç vardır: Kara kedi uğursuzluk getirir. Elbette bu boş bir inançtır ama yine de toplumumuzda bunun etkisi vardır. Yaşamda böyle çok şey var. Yani renginden, cinsiyetinden, milliyetinden dolayı dışlanan insanlar ya da canlılar oluyor. Bu büyük bir haksızlık.

Bir ayrımcılık yapılacaksa milliyetine, cinsiyetine göre değil de bir çocuğa, kadına ya da hayvana şiddet uygulayan ya da bunu onaylayanla bu şiddetin karşısında olan arasında bir ayrım yapılmalıdır. Ya da çok basit olarak trafikte zorunlu haller dışında emniyet şeridini kullananla kullanmayan arasında, acil servisi boş yere meşgul edenle etmeyen arasında bir ayrımcılık yapılmalıdır. İyi niyetle kötü niyet arasında bir ayrımcılık yapılmalıdır. Okumaya değer veren bir insan şiddetin, kötü niyetin, savaşın tarafı olamaz.

”Bana Öyle Bir Kitap Verin Ki Başkahramanıyla Birlikte Olay Çözelim”

MD: Yayın çizginizi belirleyen şey nedir? Yayın politikanız hakkında bize ne söylemek istersiniz?

ÖZDEM: Yayın çizgimizin sınırları oldukça geniş ancak elbette daha yeni bir yayınevi olduğumuzdan özellikle ekibimizin hâkim olduğu alanlarda yayın yapacağız. Yani aslında ekibimiz büyüdükçe hâkim olduğumuz alanlar da büyüyecek. İlk yıllarımız için belirlediğimiz bazı alanlar var. Bunlar edebi türlerden öte eğilimler. Kitaplarımızın bilenen kategorilerinin dışında kendine özgü alanları var. Mesela Martin Beck serimizin Ayrıksı alanını şöyle tanımlıyoruz: Bana öyle bir kitap verin ki başkahramanıyla birlikte olay çözelim. Ya da yayımladığımız Laz Kapital’in alanı şöyle: Bana öyle bir kitap verin ki dünyaya ve kendime mizah duygusuyla yaklaşayım.

”Saçmalığa Övgü: Bizarro”

ÖZDEM: Daha önce basılan ama artık baskısı olmayan, yeni kuşağın tanışması gerektiğini düşündüğümüz eski kitapları yeniden baskıya hazırlıyoruz. Burada yönelimimiz herkesçe bilinen klasik kitaplar değil de gözden kaçan, unutulan, fark edilmeyen eski klasiklerin yanında çağdaş klasikler. İlgilendiğimiz alanlardan biri de bizarro yani uçuk edebiyat. Bu tür ülkemizde çok yeni ama dünyada 2000’li yıllarda oldukça gelişen bir tür oldu. Bu türün kısaca şöyle tanımını yapabilirim: Saçmalığa Övgü.

”Bu üç yayınevinin kitlesini belirleyen edebi türler ancak Ayrıksı Kitap’ın çizgisini belirleyen aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya ve azınlığa tutkun bir kitle”

Evet, bu tür saçmalığa da akla da kendimizce şöyle bir alan daha açtık: Ayrıca Ayrıksı Kitap bünyesinde çocuk kitaplarını Leylek Çocuk Kitapları, çağdaş edebi romanları Legadema Kitap ve kurgu dışı eserleri Panta Rei Kitap markamız altında yayımlayacağız. Bu dört yayınevinin birbirinden farklı bir yayın politikası var.

Leylek Çocuk Kitapları sadece çocuklara dönük kitaplar yayınlayacak ve özellikle çocukların kitapla tanışmalarını sağlayan, okumayı sevdirecek, yaratıcılıklarını geliştirecek ve didaktik olmaktansa çocukların kendi sesi olabilecek nitelikli çocuk edebiyatına ağırlık verecek.
Panta Rei Kitap ise ilk yıllarında araştırma ve inceleme kitaplarına yönelecek ve daha sonra kurgu dışının diğer türlerine girecek. Legadema Kitap ise sadece kurgu kitaplar yayımlayacak ve özellikle dünyanın çeşitli kültürlerinden çağdaş romanları okurlarıyla buluşturacak.

Legadema Kitap listesini özellikle edebi nitelik açısından kendini kanıtlamış ve edebiyat otoriterleri ve kurumlarınca tavsiye edilen kitaplarla oluşturacak. Ayrıksı Kitap’ın ekibi ise bu üç yayınevinden farklı. Bu üç yayınevinin kitlesini belirleyen edebi türler ancak Ayrıksı Kitap’ın çizgisini belirleyen aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya ve azınlığa tutkun bir kitle.

”Hiç Beklemediğiniz, Hiç Ummadığınız Bir Kitap Ya Da Yazar Sizi Esir Alabilir”

MD: Birlikte çalışacağınız yazarları nasıl seçiyorsunuz? Bunu belirlerken dikkat ettiğiniz en önemli üç kıstas nedir?

ÖZDEM: Bize iletilen ya da editörlerimizce tavsiye edilen her kitap ya da yazar Yayın Kurulu’nda değerlendirmeye alınmaktadır. Yayın Kurulu; genel yayın yönetmeni, başeditör, editör, satış sorumlusu, pazarlama sorumlusu ve üretim sorumlusundan oluşmaktadır. Karar sürecinde Yayın Kurulu’nda oybirliği esasıyla değerlendirmeler sonuçlandırılmaktadır. Bu kurulu oluşturan her üyenin hâkim olduğu alan farklıdır. Ancak bir oybirliği sağlandığında eseri listemize eklemek için harekete geçiyoruz.

Yayın Kurulu’na gelmeden önce bizim için en önemli üç kıstası söylemek biraz hatalı olur çünkü edebiyatın sınırı yoktur. Biz akıcı ve sürükleyici eserler arıyoruz dersiniz ama dünyanın en ağır ilerleyen, donuk ama yüreğinizde tatlı bir his bırakan kitabına âşık olursunuz. Hiç beklemediğiniz, hiç ummadığınız bir kitap ya da yazar sizi esir alabilir. Bu yüzden doğrusunu söylemek gerekirse sübjektif bir kıstas ya da kıstaslar olacaktır bizimkisi.

”Ticaretin Kültürel Alanı Dizginsizce ve Kontrolsüzce Yağmalaması Cansız, Gelişmeden ve Nitelikten Uzak, Ruhsuz Bir Yayın Sektörü Doğurmuştur”

MD: Modern yayın sektörünün sorunları nelerdir? Bu sorunlardan okuyucu ne derecede etkileniyor?

ÖZDEM: Modern yayın sektörünün en büyük sorunu kitap dünyasının iki ucu arasındaki uçurumun gittikçe açılmasıdır. Bu uçlardan biri ticari uç, diğeri ise kültürel uçtur. Ticari ucunda yazar yazıcı, kitap ürün, okur müşteri, kitapçı mağaza, yayıncı ise şirket/baskı makinesi. Kültürel ucunda ise yazar sanatçı, kitap eser, okur entelektüel, kitapçı kitapevi, yayıncı ise yayınevidir.

Ayrıksı Kitap Yayınlarından

Kitap fuarları ticari ucunda bildiğiniz pazar olurken, kültürel ucunda kitap dünyasının tüm bileşenlerinin yani yazar, okur, kitapçı ve yayıncıların bir araya geldiği kültürel bir etkinliktir. Özellikle 90’lar sonrasında sektörün kültürel ucuna kararlı adımlarla baltayla müdahale edilmiştir ve şimdi ticari ucu daha geniş bir alan kaplamaktadır. Bunun sonucu da ağır olmaktadır. Ticaretin kültürel alanı dizginsizce ve kontrolsüzce yağmalaması cansız, gelişmeden ve nitelikten uzak, ruhsuz bir yayın sektörü doğurmuştur. Kitap ve yazar değer kaybetmiştir ve kaybetmektedir.

”Piyasanın Kendi Gerçekliği Her Yazılan Kitabın Kaderini Belirler”

MD: Okurlar arasında pek bilinmez ama yazarlar arasında popüler bir konu olan; ‘’Basılan kitabın raflarda yer alıp almaması’’ hakkındaki detaylar nelerdir? Bir kitabın örneğin çok satanlarda olması için ‘’gerçekten’’ çok mu satması gerekir?

ÖZDEM: Aslında bununla ilgili çok fazla detay var, bir kitabın bırakın çoksatan listesinde olmayı raflarda yer bulabilmesi için bile onlarca etken belirleyici olacaktır. Bu etkenleri belirleyen ise piyasadır, bu nedenle piyasanın kendi gerçekliği her yazılan kitabın kaderini belirler. Kültür yayıncılığında aktif iki bine yakın yayınevi vardır. Ancak bu yayınevlerinin eserlerinin yer bulabilmesi için yeteri kadar kitapçı yoktur ve hatta her geçen gün kitapçıların sayıları azalmakta, var olan kitapçılarda kitaplara ayrılan yerler daha kârlı kırtasiye alanlarına ayrılmaktadır.

Doğalında kitapçıda bir kitabın yer bulabilmesi başka bir kitabın raftan indirilmesine bağlıdır. Piyasa yeni kitaplar üzerinden döndüğünden ve yeterli sayıda ve büyüklükte kitapçı bulunmadığından yeni çıkan bir kitabın raf ömrü de çok uzun olmuyor. Yani okuyucuyla tanışma fırsatı çok dar bir zamana sıkıştırılıyor. Bu daha yolun başı tabii ki. Bir kitabın çoksatar olmasıyla çoksatar listesinde olması başka bir şeydir.

Genellikle kitap alırken referansla hareket ediyoruz. Yani başka bir okurun, grubun ya da kurumun tavsiyesi seçimlerimizi belirliyor. Bu yüzden çoksatar listeleri çoğunlukla kitapevlerinin ya da çevrimiçi kitap mağazalarının kendi piyasa gerçekliğine uygun olarak düzenleniyor. Yani daha fazla kâr elde edebilecekleri kitaplara daha fazla yer var.

”Editör İlk Beş dakikada Değerlendirme Yapıyor, Peki Okur Okuyacağı Kitabı Alırken Kaç Dakika Değerlendiriyor?”

MD: Çok bilinen bir şehir efsanesi vardır; ‘’İlk beş dakika’’. Bu doğru mu? Gerçekten ilk beş dakikada editörler inceledikleri eser hakkında fikir sahibi olup, incelemeyi bırakıyor ya da devam ediyor mu? Eğer öyleyse sizce bu haklı bir uygulama mı?

ÖZDEM: İlk beş dakikada fikir sahibi olamazsınız ama piyasa gerçekliğinde bir editöre kitap değerlendirmek için verilen süre beş dakikaysa o zaman bu beş dakikanın kalitesine göre yayıncılık yapılmış olur. Yani piyasada beş dakikalık bakışla değerlendirilen kitaplar olur, şimdiki piyasa da buna göre işliyor. Yani daha önce bahsettiğim ticari uç burada kendini tekrar gösteriyor işte. Eğer ticari olarak editörün bir kitaba en fazla beş dakika zaman ayırması kârlıysa bu teşvik ediliyor. Yani yayınevinin bu iş için ayırdığı kişi ya da ekip sayısı ne? Beş dakikada bir fikir edinebilirsiniz ama bu fikir ne kadar esere aittir bilemeyiz. Bir de tabii ki eseri değerlendirecek olanın niteliği önemlidir.

Değerlendirme kriterleri de yayınevinden yayınevine değişebilir. Bu konuda haklı ya da haksız bir çıkarıma varmak zordur. Çünkü her yayınevinin kendi gerçekliği vardır. İki editörünüz var, günde en az yirmi dosya geliyor, yeni editör işe alacak bütçeniz yok, ne yapabilirsiniz? Bu piyasa gerçekliği. Ve bir de işin şu yönü var; editörü ilk beş dakikada değerlendirme yapıyor, peki okur okuyacağı kitabı alırken kaç dakika değerlendiriyor? Kapağına bakarak kitabı yargılayabiliyoruz. Bu yüzden buradan bir yargıya varmak çok zor.

Ancak şunu söyleyebilirim; yazarların yayınevlerine gönderdikleri dosya böylesi bir piyasa ortamında çok önemli. Yani yazar kesinlikle eserin dışında bir de eserini yayınevine çok iyi ifade edebilmeli ve anlatabilmeli.

”Yazarların Kendilerini Yazıcı Gibi Hissetmediği, Okurların Müşteri Gibi Karşılanmadığı, Eserlerin Mal Gibi Değerlendirilmediği Bir Kitap Dünyasının Parçası Olmak İstiyoruz”

ÖZDEM: Aslında yazarın eserini yazmaktan başka böyle bir sorumluluğu yok ama günümüz piyasa gerçekliğinde maalesef bu oldukça kritik. Çünkü yayınevinin eskiden yayınlamaktan başka bir sorumluluğu yoktu, şimdi yayımladığını okura, dağıtımcılara ve kitapçılara ifade edebilmek ve anlatabilmek hatta ulaştırabilmek için ekstra bir çaba harcıyor.

Ayrıksı Kitap olarak biz bu kültürel alanın daha da genişlemesi için uğraşıyoruz çünkü bu bir nevi kitaba, okumaya sahip çıkmak. Kitapların gerçek mekânları olan kitapçıların kapanmasını istemiyoruz. Yazarların kendilerini yazıcı gibi hissetmediği, okurların müşteri gibi karşılanmadığı, eserlerin mal gibi değerlendirilmediği ve okuma kültürüyle ilişkili etkinliklerin ve organizasyonların beslendiği; kitabın sansürlendiği, yazarının tecrit edildiği değil de kitabın tartışıldığı ve tavsiye edildiği bir kitap dünyasının parçası olmak istiyoruz.

Okumaya Değer…

MD: Son olarak yayınevinizin mottosu olan ‘’Okumaya Değer’’ hakkında bir soru soracağım. Bu mottoyu belirlerken aklınızda ne vardı? Okumaya değer olan nedir? Okumanın kendisi mi yoksa yayınladığınız kitaplar mı?

ÖZDEM: Bunu kısaca şöyle cevaplayabilirim: “Okuma” etkinliğinin kendisinin değerli olduğuna inanan bir yayınevi olarak “okumaya değer” veren bir okur kitlesi için “okumaya değer” kitaplar yayımlıyoruz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: