Harmon Bir Dehaydı Ama Kusursuz Değil

Walter Tewis’in ‘Yeryüzüne Düşen Adam’ını okuyan herkesin hiç düşünmeden okuduğu roman, ”Vezir Gambiti”. İthaki yayınlarından çıkan eser aynı zamanda 63 ülkede yayınlanan ve çok popüler olan Netflix Orijinal dizisi. Dışardan bakınca Downers bağımlısı öksüz bir dahinin kusursuz mücadelesi ile sınırlı gibi görünen ama içinde başka birçok derinlikli sosyal mesajı barındıran, modern çağın klasiklerinden sayılabilecek türden bir eser olduğunu düşünüyorum.

Reddedilmiş ya da Küçümsenmiş Hisseden Herkesin, Derinliklerinde Bulunan Bir Şeyin Hayatlarını Kurtarabileceğine Dair İnancı Aşılıyor

Romanı okumak için satranç bilmenize gerek yok. Zaten çok karmaşık bir anlatım tarzı da olmadığından hamleleri rahatlıkla anlayıp, hatta bazen bir sonraki hamleyi tahmin bile edebiliyorsunuz. Tewis’in sade dili ve akıcı üslubu, kitabı bir çırpıda bitirmenizi sağlıyor. Hayatta yapacak başka hiçbir şeyi olmayan, sınırlı sevgi ve aidiyete maruz kalmış bir dehanın kusursuz savaşının tek başınalığı incelikle işlenmiş. Yaşamda hep tek başına olmanın verdiği güçtü belki de onu bu denli hırslı ve başarılı yapan şey. Bir yerlerde reddedilmiş veya küçümsenmiş herkesin, derinliklerinde bulunan gizli bir şeyin hayatlarını kurtarabileceğine dair kuvvetli bir inanç aşılıyor. Bu haliyle insanı çok kuvvetli bir şekilde güdüleyen bir eser.

Savaş Alanı Yalnızca Zihin

Buradaki savaş alanı yalnızca zihindir. Kentucky’deki bir yetimhanede 8 yaşında bir çocuk olarak ilk karşılaştığımız Elizabeth Harmon’un aklının muazzam gücü. Ancak bu savaşta kötü güçler olarak karşımıza çıkan ”bağımlılıklar” kuvvetli birer antagonisttir. Yani, Harmon’un mükemmel zekasının yanında sarhoş olup sakinleşme ve kaybetmeme içgüdüsüyle devamlı başvurduğu uyuşturucu ve alkoldür. O bir dehaydı fakat zihni aşırı yalnızlık ve aşağılık hisleriyle istila edilmiş bir deha. Tüm bunların yanında derinlerinde gizlenmiş olan yeteneği keşfetmesini sağlayan o hademeyle iletişim kurmasaydı ne olurdu? Burada okurken biraz amiyane düşüncelerle değerlendirmiş olmakla birlikte şöyle düşündüm; ”Kendimizi keşfetmemizi sağlayacak olan o fikir veya hamlenin itici gücü, orada burada arkamızı toplayan bir hademe de olabilir. Hani hiç dönüp, yüzlerine bile bakmadığımız. Her gün merdivenleri sildiğini görüp bir merhaba demediğimiz. Adını bilmediğimiz o hademe de olabilir. İnsan insandan üstün değil yalnızca farklıdır anlayışı o küçük kıza, okulun hademesiyle satranç oynayacak cesareti vermişti.”

Bazen Beth’in Dehası Hüküm Sürüyor Gibi Görünüyor. Diğer Zamanlarda Kendine Zarar Verme Yeteneği Galip Geliyor Gibi. Acaba Hangisi Kazanacak?

Satrancı ilk kez 7 yaşında öğrenen C sınıfı bir oyuncu olan Walter Tevis, oyun hakkında Beth’in yarışmalarını dramatik bir şekilde, ancak ayrıntılara takılmadan anlatacak kadar çok şey biliyor. Ve hikaye boyunca okuyucunun şu önemli iki soruya odaklanmasını sağlıyor: ”Deha mı Ölüm Mü?” Karakter bir an yaşamına son verecek gibi olurken bir an kazanma hırsıyla dolup taşıp hiç bitmeyecek amansız bir mücadelenin içine giriyor. Bu da satrançtan çok daha fazlasını takip etmenize olanak sağlıyor. Tevis’in yazar ve oyun yazarı olarak becerileri göz önüne alındığında, okuyucu her oyunun ilerleyişini zorlamaya gerek kalmadan çabucak yakalayıp teknik özellikleri anlıyor. E bununla uğraşmadığı için de yazarın vermek istediği diğer önemli mesajları da kolaylıkla idrak edip, başka soruların peşine düşebiliyor.

Buram Buram Feminizm Kokusu Alıyorum

Eseri yayınlandığı günden bu yana satrançta cinsiyetçilik gibi önemli bir tartışma konusunu da başlatan Tewis’in, kadınlara kapalı olan müsabakaları galibiyetle bitiren bir dehanın cinsiyetini ”kadın” olarak belirlemesini, ustalıkla tasarlanmış bir hamle olarak yorumluyorum. Bu anlamda hikayenin ima ettiği ciddi bir soru, bir kadının anayasal olarak dünya çapında bir oyuncu olacak şekilde donatılıp donatılamayacağıdır. Turnuva oyunlarının zorlukları için dayanıklılığa sahip olmayan kadınlarla ilgili bir klişeyi ele alarak anlattığı, Beth’in adet görmeye başladıktan sonraki bölümler okuyucuyu bu konuda oldukça tatmin ediyor.

Harmon’un Hayatına Yön Veren Ama Bir O Kadar Kaçınılmaz Olan Sonu

Satranç. Evet, son hakkında yalnızca bunu söyleyebilirim. Çünkü eseri bitirdiğimde hissettiğim o duyguyu anlatırsam, sizin için okuması pek keyifli olmaz. Siz Beth’in verdiği komuttan en başta yazdığım, ”satranç” kelimesinin içinde nelerin saklı olduğunu zaten anlayacaksınız. Aranızda kitabı okuyan olursa yorumlara beklerim. 🙂

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: