Antik Mısır Tarihini Değiştiren Bir Keşfin Belgeseli: ‘Secrets of the Saqqara Tomb’

28 Ekim 2020’de Netflix platformunda seyircisiyle buluşan, “Secrets of the Saqqara Tomb” isimli belgeselin spoilerlı incelemesi ile ile karşındayız. Yeni yazımızda, James Tovell yönetmenliğinde çekilmiş olan “Saqqara Mezarı Sırları” filmine dair her detaya değinmeye çalıştık. Bu yüzden belgeselde anlatılanları burada okumak istemiyorsan lütfen koşarak uzaklaş.😊 Öğrenmemin bir sakıncası yok diyorsan keyifli okumalar.. 📖😊

“Tarihi başından sonuna öğrenmek için her Mısırbilimci Sakkara’ya gelmelidir.” – Mısırlı Arkeolog Ahmed-

~ Saqqara ~

Saqqara’da 4400 yıl boyunca gizli kalmayı başarmış olan bir antik yeraltı mezarlığının 2018’deki keşfini ve daha pek çok önemli detayı konu alan bu film, arkeolojiye ilgi duymayanların bile beğenerek izleyeceği türden. Öyle ki; 2 saatlik seyir yolculuğunun nasıl geçtiğini anlamayacak kadar peşinden sürüklüyor izleyenleri.

2018 senesinde hepsi Mısırlı olan bir grup arkeolog ve yüzlerce işçinin çalışmaları ile gerçekleştirilen kazı, Mısır tarihine dair bilgileri yenileyecek türde sonuçlar doğurdu. Bunlardan ilki ve en çok dikkat çekeni ‘Wahtye’ isimli bir insana ait olduğu öne sürülen mezarlıktı. Burası hayvan kült merkezlerinin en önemlilerinden Saqqara’da konumlanmış olan Bubasteion Nekropolü’ndeki bir antik mezarlıktı.

Mezarlığın duvarlarında yer alan hiyerogliflerin incelenmesiyle birlikte ‘Wahtye’ isminin bir rahibe ait olduğu sonucuna varan arkeologlar, aynı zamanda onun beşinci Firavun hanedanlığına mensup bir yetkili olduğunu öne sürdüler.

Bu gizemli mezarlıkta söz konusu rahibin ailesini simgeleyen bazı figürler de vardı. 4 çocuk, annesi ve eşini temsilen 2 kadın figürlerine yer verilmişti. Ancak bu alan için ‘aile mezarlığı’ tanımının sorgusuzca yapılmasına engel olan önemli bir detay vardı. Mezarlıkta rahibin 55 adet heykelinin olması ve duvarlarda isminin defalarca tekrarlanması, aile mezarlığı tanımını gölgeliyordu.

Burası rahip Wahtye’nin kendini fark ettirme isteğiyle yaptırdığı devasa nitelikte bir mezarlıktı sanki. Çalışmaların başlangıcında ve henüz mezarlık içindeki 4 lahit kazılmamışken ulaşılan yargı tam olarak buydu. Wahtye’nin fazlasıyla egoist ve gücü, gösterişi seven bir insan olduğu yargısıydı.

Ne var ki lahitlerin kazılmasıyla birlikte bu yargının seyri değişmişti. Bir lahitte yalnızca kilden ve kemikten senet takımları bulan arkeologlar ikinci lahitte 2 kadın ve bir kız çocuğu, üçüncü lahitte 3 erkek çocuğunun kemiklerine ulaşmışlardı. Bunun yanı sıra cesetlerin baş aşağı gömülmüş olmasından yola çıkarak bu insanların başlarına birşey geldiği ve alelacele gömüldükleri sonucuna varmışlardı.

Kazı sırası dördüncü lahite geldiğinde heyecan epey artmıştı. Çünkü söz konusu lahitte asıl merak edilen ismin, Wahtye’nin mumyalanmış bedenine ulaşma ihtimali vardı.

4. lahit nihayet kazıldığında lahitin içinde ve tahtadan yapılmış tabutta düşündükleri gibi gösteriş ya da egonun somut bir kanıtı yoktu. Aksine, çok iyi mumyalanmamış ve sıradan bir ağaçtan yapılmış olan bu tabut, fazlasıyla hüzün doluydu.

Bulunan kemiklerden yola çıkan antropologlara göre Wahtye, 35 yaşlarında oldukça naif yapılı ve kemiklerinde şişlikler olan bir adamdı. Gel gelelim bu şişkinlikler, diğer lahitte bulunan ve rahibin annesi olduğu tahmin edilen kadında da vardı.

Wahtye ve annesinin genetik anemi hastalığından ölmüş olabileceklerini düşünen antropologlar, daha sonra bu düşüncelerini değiştirmek zorunda kaldılar. Çünkü rahip ve annesi farklı yaşlarda ölmüşlerdi. Sözünü ettiğimiz bu detay ise anemi olasılığını çürütüp bir diğer olasılık olan sıtma hastalığını doğurmuştu.

Eğer Uzman Amira’nın teorisi kanıtlanabilirse bu bilgi, tarihte belgelenmiş ilk sıtma vakası olarak kayıtlara geçecek.

Wahtye’nin egoist olduğunu düşünen arkeologlar, açılan 4. lahit sonrası, onun aslında mezarlık duvarlarında resmedildiği gibi bir hayata sahip olmadığına, hiyerogliflerin ve görsellerin Wahtye’nin hayalini kurduğu ahiret yaşamını yansıttığına kanaat getirmişlerdi.

Tüm bu bilgilerin haricinde şunu da eklemeden geçmeyelim. Yapılan kazılar sırasında ulaşılan yalnızca Wahtye ile ilgili bilgiler değildi. Devlet finansmanının devam edebilmesi için arkeologların daha fazla çalışması ve farklı keşiflere imza atması gerekiyordu.

Başta zor görünmüş olsa da yalnızca bir sezon içinde Bubasteion’daki Mısırlı ekip 3100’den fazla eşsiz eser keşfetmeyi başarmıştı.

Çeşitli boyutlarda hayvan ve kadın mumyaları, Tanrıça Bastet’e adanmış kedi heykelleri ve daha pek çoğu… Arkeolog Hamada ve Ghareeb tarafından gün yüzüne çıkartılan ‘aslan mumyası’ ise sözünü ettiğimiz keşifler arasında en fazla heyecan uyandıranlardan biriydi.

Arkeologların bu keşfi ‘mumyalanmış ilk yavru aslan’ olarak tarihe geçti.

Sürükleyici ve dikkat çekici konusunun yanı sıra tarih bilgilerimize katkı sağlaması, Antik Mısır tarihine dair öğretileri genişletmesi ve sahip olduğu daha pek çok detay, filmi izlenmeye değer kılıyor. Bu 2 saatlik bu keyifli seyri demeyimlemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. İyi seyirler. 😊🎬

Seval Dağlı

Felsefe mezunu. Araştırmacı. Çok gezer. Çok sever.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: